8 Eylül 2012 Cumartesi
Tirza- Arnon Grunberg
Sonunda bitti! Bana çektirdiği sıkıntı çok ayrı ama... Çok tedirgin bir okumaydı. Okurken resmen sayfaları yırtıp atmak istedim. Çok farklı bir kitap, ayrı bir kafayla okumak şart!
Ayfer Tunç'a göre edebiyatın ölmeyeceğini kanıtlayan 5 kitaptan biri Tirza. Bende Ayfer Tunç hayranı olarak o dediyse doğrudur dedim aldım ve okudum tabi ki. :) Tirza liseyi yeni bitirmiş bir kız. Babasının onun için hazırladığı partiyle başlıyor kitap. O baba var ya beni çileden çıkarttı resmen. Nasıl bir psikopat o, sinirden okumak istemedim ve elimden çok bıraktığım oldu kitabı. Çoğunlukla baba olan karakterin kendi iç hesaplaşmalarını anlatıyor zaten.
Bence rahatsız edici bir kitaptı. Ne demek istediğimi şuan anlamayabilirsiniz ama okursanız anlayacağınıza eminim. Birçok kişi bu kitabı 21. yüzyılın en iyi kitabı olarak adlandırıyor. Belki sadece bu yüzden bile okunmalı fakat seveceğiniz anlamına gelmez aksine nefret edeceksiniz bu kitaptan. Ama olayların örgüsüne de hayran kalacaksınız. Hele ki kitapta öyle bir olay oluyor ki Ayfer Tunç'un röportajında dediği gibi kitabı elinizden fırlatıyorsunuz resmen. Gerçekten ikilemdeyim hala okumalı okunmamalı mı bilemiyorum. Zor bir kitap sadece onu söyleyebilirim...
'İnsanlar neredeyse hiç değişmiyor. Takıntıları için başka ortamlar arayıp duruyorlar. Yüzlerine birkaç kırışık ekleniyor, dişler dökülüyor, kemikler kırılıyor, organların görevini makineler üstleniyor ama hayır, kimse değişmiyor.'
11 Ağustos 2012 Cumartesi
Kumral Ada Mavi Tuna - Buket Uzuner
Galiba uzun süre etkisinden çıkamayacağım... O kapaktaki converseler var ya; işte onlar herşeyi anlatıyor. Adanın da, Tunanın da söküp atamadıkları bütün acıları...
Ada ve Tuna çocukluk arkadaşıdır ve tanıştıkları günden beri birbirlerinden değerli kimseleri olmamıştır. Yıllarca hissettikleri dostluk mu desem, kardeşlik mi yoksa aşk mı... Çok yüce dillenemeyecek bir şey bu! Tunanın o tatlılığı, Adaya verdiği değer öyle güzel ki... Yazar öyle içten anlatmış ki etkisinden çıkmak mümkün değil. Ve Aras... Beni bitiren karakter!!! Kitabın tamamını sanki o kötü olayın etkisi altında okudum. Benim için en önemli üç karakter. Bence gerisi boş.
Tunanın yaşadığı iç savaş, farklı bakış açıları sunuyor bize ve farklı insanlar. Ödeşmesi gereken dostları, ailesi, karısı ve KUMRAL ADA...
Belki çok karmaşık cümleler kurdum ama içimde inanın o kadar karmaşık. Diyorum ya bu hikayenin etkisi uzun süre üstümde kalacak benim.
Kitabı okumayanlar için açık açık anlatamıyorum hikayeyi. Çünkü en küçük bir olayı bile anlatsam sanki bütün hikaye çözülecek gibi. Buket Uzuner gerçekten ustalıkla yazmış bu kitabı. Kesinlikle okuyun diyorum...
'Ölüm hayat enerjisinin bitmesi demektir. Radyonun fişini çekerseniz, müzik biter. İşte ölüm tıpkı böyledir. Bir gün, bir yerde fiş çekilir ve doğduğunuzda bağlanan enerji cereyanı kesilir. Hayat bitmiştir!'
4 Ağustos 2012 Cumartesi
Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali
Geçen sene sevgili sevgilime kitabı okuması için verdiğimde, kaybetmesinden dolayı resmimiz internet üzerinden yayınlanmaktadır. :) Neyse gelelim kitabımızın konusuna...
Babasının ısrarı üzerine kısa bir süreliğine Almanya'ya giden Raif Efendi, orada çalışmaktan çok günlerini şehri gezmekle geçirmektedir. Bu gezilerinden birinde, bir müzede rastladığı kürk mantolu madonna tablosuna hayran kalır. Daha sonra o tablodaki kadınla bir şekilde yolları kesişir ve hayatındaki en mutlu günlerini yaşar. Fakat Raif Efendinin yaşadığı bu mükemmel aşk çok uzun sürmeyecektir.
Kitabın bitmesini asla istemeyeceksiniz. Yazarın o mükemmel diliyle anlattığı sayfaların ne ara bittiğini anlamayacaksınız. Kesinlikle okunması gereken bir yazar ve kitap...
şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum." dedi. "bu eksiklik sana değil, bana ait...bende inanmak noksanmış... beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanmadığım için sana aşık olmadığı zannediyormuşum... bunu şimdi anlıyorum. demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar.... ama şimdi inanıyorum... sen beni inandırdın. seni seviyorum. deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum... seni istiyorum...içimde müthiş bir arzu var... bir iyi olsam!"
26 Temmuz 2012 Perşembe
Ud ve Yara İzleri - Danilo Kis
Resimde gördüğünüz kitap Yugoslav bir yazarın kitabıdır. Kitap fuarından büyük bir hevesle almıştım. İsmi çok ilgimi çekmişti. Fakat okurken bana her sayfasında can çekiştirdi. İncecik bir kitap olmasına rağmen bitmek bilmedi. Anlatım olarak ağırlığı bir yana konu olarak da kendimi veremedim ve büyük sıkıntıyla okudum.
Kitap birçok öyküden oluşmaktadır. Yer yer Yahudilerden, Almanlardan, ölümden bahsetmektedir. Hatta bazı sayfalarda yazarın kendinden bahsettiğini bile düşünebilirsiniz. Çünkü özelliği kitaplarında kendi yaşamından kesitlere yer vermektir. Sizlere kitabın konusuyla ilgili bir şey söyleyemiyorum çünkü anlamakta çok zorlandım. Zaten öykülerden oluştuğu için hepsi birbirinden farklı hikayeler.
Ud ve Yara izleri de kitabın içindeki öykülerden biri. Yazar her kitabının ismini, yazdığı öykülerden koyarmış. Bu kitabında da o öyküyü seçmiş demek ki.
Her kitap en başta verilen emekten dolayı okunmayı hak etmektedir canlar. Pişman değilim, belki de ikinci kez okuduğumda daha farklı hislere bürünürüm. :)
20 Temmuz 2012 Cuma
Bir Yumak Mutluluk- Debbie Macomber
Küçük Mucizeler Dükkanı'ndan sonra sabırsızlıkla aldığım fakat bir türlü okumadığım bu kitabı sonunda bitirdim işteee. :) Keşke araya o kadar kitap sokmasaymışım ama neyse artık... Hikayemiz birinci kitapta kaldığı yerden devam ediyor, fakat bu sefer Lydia hariç diğer üç karakterimiz farklı. Bir Yumak Mutluluğa çorap kursu sebebiyle yazılan üç farklı kişiyi anlatıyor yazar. Courtny, Bethanne ve Elise...
Courtny; Chicago'dan Blossom sokağına anneannesinin yanına taşınır. Oldukça kilolu ve psikolojik açıdan çöküntüde bir kızdır. Bethanne; kocası tarafında aldatılmış, kendine güveni olmayan bir kadındır. Elise ise; 65 yaşında kumarbaz kocasından yıllar önce boşanmış kızının yanında yaşamaktadır. Hepsinin asıl amacı çevre edinmek ve yaşadıklarını unutmaktır. Bunun için en iyi adres ise Lydia'nın dükkanıdır. Kursa başladıkları günden itibaren yaşadıkları gelişmeleri anlatmayacağım. Birinci kitaptan çok daha sürükleyiciydi.
Eleştirmek istediğim tek konu iki kitapta da olan yazım yanlışlarıydı. Bunu da yayın evinin hatası olarak görüyorum. Hepinize iyi okumalar... :)
'Her yeni gün kendi mucizelerini de beraberinde getiriyor. Hem de en beklenmedik anlarda...'
İki Kişilik Yalnızlık- Sinan Akyüz
Hikayemizdeki Zafer ve Zehra mükemmel bir aşkla birbirlerine bağlandılar. Fakat yıllar hep duyduğumuz şekilde aşklarını, sevgilerini bitirmeye başladı. Zafer'in batıl inançları sonucu merak edip peşine düştüğü falcı kadın sayesinde evlilikleri gün geçtikçe daha kötüye gitti. Zehra, kocasının bu kadar değiştiğine inanamayan ve buna sebep olan kadını görmeye Kıbrıs'a yola çıktı. Ve yaşadıkları gerçekten inanılır gibi değildi. Her sayfasında sinirlerinizi daha çok bozacak bir kitap. Hele son sayfalarına doğru artık dayanamayıp adamı öldüresiniz gelecek. :)
'Kadın, yavaşça kocasından çözüldü. Birkaç karış öteye gitti. Ağlamak istiyordu ama gözlerinden bir damla bile yaş gelmedi. Belki de ilk kez ağlamayı, rahatlamak için yeterli bulmuyordu. Başka bir şeyler yapmak istedi. Sıçradı ansızın oturduğu yatağın içinde. Başını kocasına çevirdi. Boş gözlerle ona baktı...'
4 Temmuz 2012 Çarşamba
Sis ve Gece- Ahmet Ümit
Gelelim kitabın konusuna; aniden kaybolan bir kızın hikayesiyle ilgili bu kitap. Öyle bir kafayla yazılmış ki kitabın sonuna kadar kıza ne olduğunu düşündüm fakat aklıma asla gelmeyecek bir sonuçla karşılaştım. Son sayfada ağzım açık kalmış durumdaydım. Ahmet Ümit'e hayran kaldım resmen. Anlatım, akıcılık çok ustaca.
Kitabın içinde kaybolup senaryolar oluştururken muhteşem son. Beklenmedik inanması güç... Dakikalarca tek bir cümleye bakakaldım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

